ART

13/4/2007 - can abimden.. biraz kıpırdayalım..

 

boşver be yaşı başı!

gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..

şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,

sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, sen ondan haber ver?

koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,

gelene geçene yol verme, girsin diye içeri ama

gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.

Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,

ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında,

bırak aksın yollarına.

yağ geç, yığ geç, kimse inanmasın.

sen inan yüreğine,

hem ona geçmezse kime geçer sözün?..

büyü büyü...

bak ellerin ayakların kocaman,

aklın da maaşallah yerinde,

e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.

akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,

boşver yaşı başı,

aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?

 

takılmışsın yüzündeki, gözündeki çizgilere.

o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,

atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bire kış günü.

öl gitsin...

parayı pulu savurup,

bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır istediğin,

savrul gitsin...

 

Boşver be yaşı başı,

kim tutar seni kim,

kendi yüreğinden başka kim?.

Aklını al da öyle git,

ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.

Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine,

O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,

seveceksen ve öleceksen uğruna...

yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...

 

yaş 70'e gelse bile,

hayat daha bitmemiş,

sen mi biteceksin?

çekeceksen bile bayrağı,

 

yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?

 

can yücel

 


başka bir ustadan da müzik..

 

http://www.izlesene.com/video/muzik/15902/sezen_aksu_gidemem

 

 

peki haklısınız hafta sonudur, biraz neşelenip bitirelim.

 

http://www.izlesene.com/video/komik_videolar/72470/super

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

21/2/2007 - cowboy art

 

 

bunlar da mı kim?..

 

soldaki sarışını mavi ay dizisinden hatırlarsınız belki..

 

evet bildiniz.. zibil şapırt..

 

80 li yıllardan bir anı.. bir country dizisinde dul kadın o zaman..

 

şu pos bıyıklı da sem elyıt..

 

sert polis, asker rollerinden bilirsiniz..

 

neyse..

 

dizinin adı sarı gül..

 

yok şişlide geçmiyor..

 

daha kırsal bir mekan..

 

hani derler ya şişliye kurt inerdi, buralar mezarlıktı, bostandı vs..

 

o dönemde olabilirdi.. ama değil, teksasta..

 

önceki hayatım orada geçmiş sanki..

 

büyülenmiş şekilde izliyorum..

 

çiftlik evi.. kamyonetler.. atlar.. kovboy şapkası.. gitar.. kıyafetler..

 

barlar.. konuşmalar.. çizmeler..

 

ama asıl jenerik kopup götürüyor..

 

marş tarzında ama çok etkileyici..

 

bir dinleyin bence..

 

http://www.youtube.com/watch?v=oyiEiUZAhPA

 

bir de elvisden..

 

http://www.youtube.com/watch?v=SkBrjXAQA_g

 

ben de latin miyim kowboy muyum belli değil..

 

amerika kıtasındanmışım deyip geçelim..

 

burada olmaktan mutluyum yoksa :)

 

ama kowboy şapkam başucumda..

 

amerikaya giderdi eskiden dayım..

 

tek siparişim country cd..

 

özellikle Clint Black..

 

ışığı kapatıp tekrar tekrar dinlediğim

 

“Gulf of Mexico” şarkısı..

 

tabii willie nelson.. kenny rogers.. niceleri..

 

ama clintin yeri başka..

 

yok gay değilim Adanalıyım J..

 

gulf of mexico youtube'da yok..

 

isteyene maillerim..

 

clint mi.. webdeki siyah şapkalı :))

 

www.clintblack.com

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

13/2/2007 - dansın büyüsü

Sene 98.. ortağım kuzenim yüzünden kendi işimi kapatmak zorunda kaldım.. herkese borcum var.. bir tanıdığın önerisi ile Turkcelle bağlı bir şirkette işe başladım..

 

Kendi işimde iken zamanı kendim belirlerken, canım sıkılınca iş saati sahilde kitap okumaya giderken (iş bu yüzden batmadı :)) penceresi açılmayan plazalara hapsoluverdim.. İlk bir ay bir bahane ile kapı önüne çıkıp nefes alıyordum.. çalışanlar kasıntı, birbirinin üzerine basarak yükselmeye çalışan, dışarıdan bihaber, yarı türkçe yarı ingilizce konuşan zavallılar toplumu.. aralarında birkaç iyi adam var ama eziliyorlar.. neyse bu konuda belki daha sonra yazarım..

 

Tek tutunduğum şey latin dansı.. maaşımdan borç taksitlerini ve kira vs yatırıp kalanı dansa harcıyorum.. Enerji satın alıyorum yani.. Bence o dönem tek zaruri giderim..

 

Herşey ters giderken çevresindeki değişiklikleri fark etmiyor insan.. yaşam seni başka bir boyuta taşırken işini çok sessiz yapıyor..

 

Pazarları 3 saat dans, Perşembeleri Swiss Otelin yazlık bahçesi Taşlık barda latin geceleri.. Ortam mükemmel.. Büyük ağaçlar arasında bir pist, etrafında çimler üzerinde masalar, birkaç kursun acemi ve usta dansçıları, herkes tril tril. Önce otelin anlaşmalı dansçıları, Yıdız Teknik Üniversitesinde kurs veren çift açılış dansını yapıyor.. 2 dans sonra herkes pistte ne biliyorsa yapıyor.. Serde Adanalılık var diye dansa başladığım için beni eleştiren kuzenlerin, arkadaşların bile hepsi pistte..

 

Partnerim Esin'in haricinde herkesle dans ediyorum.. Kafam iyiyken açılış dansını yapan bayan hocayla bile dans etmişim, hayal meyal hatırlıyorum.. İçki, kızlar ve dans.. Kulağa hoş geliyor olabilir ama hayatımda 6 aydır kız arkadaş olmamasının eksikliğini yaşıyorum.. Esin beni bildiği için çalıştığı ilaç firmasından bir kızla tanıştıracağını söylüyor ama her hafta bir sorun çıkıyor, gelmiyor..

 

Ben Merterde oturuyorum o dönem.. Adanadan kuzenim Tunga, İÜ Veterinerlik 1. sınıfta, yanımda kalıyor.. İlgi alanında hiç olmamasına rağmen son anda en sona ekliyor veterinerliği, sırf benim yanıma gelebilmek için.. Ben tepki gösterdim, tekrar sınava gir diye ama boşuna.. Şimdi bankada çalışyor ve hala tek dersi var.. Rektör izne çıkınca yerine bakacak kadar tecrübesi oldu okulda..

 

O Tunga, aynı yaz üniverstede bir kürsüde staj yapıyor.. İstisnasız her akşam kürsüdeki asistandan bahsediyor, şöyle esprili, şöyle güzel, şöyle iyi, latini çok seviyormuş vs vs.. Ben de boş bulunduğumdan mıdır, merakımdan mıdır bilmem perşembe gecesi getir o zaman Taşlıka dedim.. Bu sefer bahaneler başladı, yok rumeli konserinde, yok mezuniyet balosunda, yok ailesi izin vermedi vs.

 

Bir Perşembe akşamı uzun bir masa kurduk, gruptan birisinin doğum günüydü sanırım.. Esin gülerek geldi, sonunda arkadaşını ikna edip getirmiş.. Kız çok güzel, saçı belinde, güleryüzlü, hatta afet..Biraz sohbet ettik, kuzen Tunga yanında asistanla gelmez mi?.. O da güzel, esprili, çok güzel gülen bir kız.. Adı Elif.. Ama birşeyler, hislerim çok farklı, işte aradığım eşim dedim kendimce.. Haftalar sonra ikisinin de aynı gece gelmesi olacak iş değil..

 

Ben masanın ortasındayım biri sağımda biri solumda.. Azar azar sohbet ediyoruz, ben içip duruyorum.. Esin’le bir ara dansa kalktık.. Esin yine yaptı yapacağını.. "Oğlum ne düşünüyorsun benim kızla gönül eğlendir, diğer kızla evlen" deyiverdi.. Gönlümden geçeni okumakta üstüne yok.. O akşam kızlarla birer dans ettim, ikisine de asılmadan dostça bitirdim geceyi..

 

Birkaç gün bekledim.. Salı günü aradım üniversiteyi, telefonu açar açmaz "sen olduğunu biliyordum" demez mi.. kimse aramıyormuş herhalde, yazık diye düşündüm :).. yemeğe gelme isteğimi kabul etti.. Okulun lokantasında bir şeyler yedik.. Arkasından Avcılar sahili çay bahçesi.. Kuzen de yanımızda.. Bir arkadaşıyla Bodruma tatile gideceğini söylemez mi? Ben de o zamana kadar Bodruma hiç gitmemişim ama ünü malum.. Gidince biri kapar telaşı başladı bende.. Gitmesini engellemeye imkan yok tabii ama gitmeden işi bağlamak istiyorum.. Ne olur ne olmaz J

 

Gitmeden bir gün önceye dışarıda görüşmek üzere anlaştık.. Yeniköy Süleyman Nazifte yer ayırttım.. Bu sefer günümdeyim, sohbet çok iyi.. Şiirler, anılar, fıkralar yerinde, özellikle Özdemir Asaf’tan çok konuştuk.. Birden yanımızdaki ağacın tepesinden Elifin sırtına kocaman bir hurma düşmez mi.. Neyse bunca şeye rağmen ona daha yakın olmak istediğimi, gitmesini istemediğimi söyleyebildim..

 

Babası yolcu edecekmiş.. Babanın başına kötü bir şey gelmesin ama arabası bozulsun dedim ama bir şey olmadı J Telefonla bile görüşemedik giderken.. O akşam bastım sahilde dolaştım.. Rumeli hisarında bir konser var.. Baktım Müzeyyen Senar’ın son konseri.. Biletim yok.. Bilet de kalmamış.. İnat ettim.. İptal bilet bekliyorum.. 2 saatten fazla bekledim.. 5 dakika kala bir aile geldi, oğullarının işi çıkmış, kızları ile birlikte gelmişler.. Bileti kaptım hemen.. İyi sohbet ettik aileyle, kızları da çok güzel ama 1 hafta ile kaybetti J Konser beni kendime getirdi, rakı da olsa tam olacaktı..

 

4 gün sonra bir aradı Elif.. O dönem sadece bende cep telefonu var.. Üşütmüş otelde, fazla konuşamadık kapattı.. Hemen bir çiçek gönderdim otele.. İçine de ismimi belirtmeden bir not yazdım.. Tatil bitmeden 2 gün önce döndü Elif.. Çiçeği önce almamış, oteldeki Kazanovaların numarası sanmış, ancak sonra merak edip nota bakınca almış çiçeği.. Ne mi yazdım..

 

“İnsanlar gelmeleriyle yalnızlıklarını giderenlerden hoşlanırlar,

Gitmeleriyle kendini yalnız hissettirenlere aşık olurlar..”

Ö. Asaf

 

Bugün araya 8 sene, bir çocuk ve bir sürü sorun girmesine rağmen, hala Taşlık Barda gördüğüm kızın yüzü ve tatlı gülüşü gözümün önünden gitmiyor.. Boynunun güzelliği ve zerafeti nedeniyle o benim her zaman “Gelinciğim” kalacak..

 

Latin dansı beni iflastan sevgilime taşıdı.. "Muchos Gruacias!.."

 

"Te amo signorina.. Sempre!.."

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

4/2/2007 - kuş hatıraları - ibrahim sadri

Arkadaşım rahatsızlandığı için ulaştırma bakanlığından gelen iki önemli misafiri havaalanında alıp tüyap bilişim fuarına getirmek bana düştü..

Aldım, gezdirdim, yemek yedik ve akşam Taksime kervansaray otele doğru yola çıktık.. Adam muhafazakar, iş arkadaşı bayan ise daha orta çizgide, laf arasında küçük harfle söylediklerinden anladım, insanları incelemeye bayılırım ya..

Hava yağmurlu.. trafik sıkışık.. beylikdüzünden taksime yol uzun.. adam sürekli konuşuyor.. ama yan araçtaki aile hakkında bunlar şöyledir, hepsi böyledir tarzında konuşunca sıkıntıdan mıdır, hümanistliğimin kabarmasından mıdır bilmem başladım konuşmaya..

İnsanları sınıflamak, birşeyler takmak yanlış, dinde de ahlakta da böyledir vs diye, adam bozuldu, sustu, bayan ise ben konuşurken başıyla onay veriyordu.. epey sessiz yol aldık.. ben havayı dağıtmak ve arkadaşımın gazabından kurtulmak için yeni aldığım kaseti sürdüm teybe.. özellikle çalacağım parçayı dinlemelerini rica ettim..

Camlar buğulu, yağmur hızını artırmış.. başladı "kuş hatıraları".. bana da bir arkadaşım önermişti, seversin diye.. şarkı bitti, gözler de buğulandı.. eskilerden konuşmaya başladık, buzlar eridi.. otele vardığımızda anılardan bahsedip kahkahalar atıyorduk..

Arkadaşıma biraz sivrilik yaptığımı söylemiştim.. sabah otele tereddütlü gitmiş.. ancak akşama kadar memnuniyetlerinden bahsetmişler, patronuna arkadaşı da övmüşler, ankaraya davet etmişler, benimle birlikte tabii..

Ben gitmedim ama arkadaşım gitti.. önerimle kaseti de hediye götürdü.. ama adam da bayan da ankaraya döner dönmez almışlar bile.. işleri de ilişkileri de hep iyi gitti.. insanların içine dokunduğunda sonuçlar hep aynı oluyor..

İsteyene maille mp3 halini gönderebilirim.. gençleri bilmem ama herkesin birşeyler bulabileceğini düşündüğüm için paylaşmak istedim..

 

KUŞ HATIRALARI

 

Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.

Kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.

Yerli malı kullanan
yurdun üç tarafı denizlerle çevrili
kuruüzüm incir fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm ve inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
Biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...

Özlerdik.
Memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nureddin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini duvar sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü koz helvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...

Top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalarımızın elinden
yazlık sinemalara gider
Sadri Alışık Vahi Öz
Belgin Doruk Cüneyt Arkın seyreder
Olimpos gazozları içer
güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
Biz sıkı çocuklardık.

Hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gökırpan ve isimleri takılan yıldızları
vardı.

Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.

Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı
Bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
Ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan Harmanı
belki bunun için çok sevdim.

Yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlam idi.

Bu şehrin yıldızları vardı.
Saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önünde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.

Ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.
Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.
Taksimden Fatihe troleybüs kalkar
Şişhanede mutlak raydan çıkardı.
Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.

Muammer Karacan’nın adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.

Başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
Çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimiz paylaştığımız komşularımız
vardı.

Geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta ve makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz
ceplerimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
biraraya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotoğrafımız vardı.

Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük
Sonra Ayvansaray’ın sularının çekildiğini yazdı
gazeteler.
Süheyla hanımın Raci beyin
Melahat mehveş ablanın
Niko’nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense.
Ama yok ama yoklar.

Ne Harman sigarası kaldı geriye
ne Olimpus gazozu
ne Sadri Alışık.

Kalan bir tortuydu belki.

Belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımaydı herşey.
Herşey Maltepe sigarasının
hep arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişdi belki de .
belki de biz bir rüya mı görmüştük?

Hadi hepsi yalandı.
Hadi hepsi hayaldi.
Hadi hepsini ben uydurmuştum.
Ama rüyalarımızın melekleri
ve soframızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?
Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı? 

 

İbrahim Sadri

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

3/2/2007 - armadada son tango

latin dans kursuna yeni başlamıştım... sene 96.. 

herkes gibi ben de istemişimdir iyi dans etmeyi.. kız arkadaşımdan ayrıldığım bir dönemde gittim kayıt oldum, araştırıp soruşturmadan..

istiklal caddesinde istanbul akademi diye bir yer var.. ağa cami karşısında.. akademide derse başladık.. her pazar 3 saat dans..

hocamız ismet bulgaristanda yetişmiş, çok disiplinli biri.. adımı atarken açı 10 derece şaştı mı yandın, işin yoksa tekrar et dur.. bizi gören dünya dans şampiyonasında finale hazırlanıyoruz sanır.. öyle sıkı yani..

kursta 10 bayana karşılık 3 bay var, biri benim.. diğer ikisi çift olarak gelmiş.. hocayı da sayarsak ikimize 8 bayan düşüyor..

meğer dans kursları hep böyleymiş.. çok komik değil mi.. aşağıdaki caddede kız bulmak için sap gezen bir sürü erkek var, dans salonlarında kızlar dans edecek erkek bulamıyor..

ben o ara dağıtmaya kesin kararlıyım.. boy kısa, şurası şöyle demeden herkesle dans ediyorum.. ne demişler "kiminin parası kiminin duası"..

çok eksikmiş gibi 1 hafta sonra 2 kız daha geldi.. birisi çok samimi, çok doğal bir kız.. diğeri kendisini beğenmiş, soğuk bir tip.. soğuk olana teklif ettim tersledi anlamı çıkmasın, hatta bana asıldı, ben bir tek onuna dans etmedim kurs boyunca :))

sıcak olanla hemen kaynaştık ve partner olduk.. adı esin.. sonra hep partnerim oldu..

hoca akşamları da bir yerlere gidelim, pratik yapın diyince kabul ettik ama hiçbirimiz hazır değiliz henüz..

yaga diye bir bara gittik önceleri, ama görseniz çok alemdik, kimse sahneye çıkmaya cesaret edemiyor, hocayla dans ediliyordu sadece.. esin bara gelmezdi.. ben de cesaret edemedim bir türlü sahneye çıkmaya.. hemen mükemmel dans etmeliyim tabii, serde başaklık var ya...

her pazar armada otelde tango geceleri düzenleniyormuş dediler.. biz cha cha ve rumba öğreniyoruz, yeni yeni jive da ama tango bilen yok.. Esin de geldi bir pazar gittik..

tangoyu bilen bilir.. yüz ifadeleri kasılmış, hareketler sert ve zorla dansa kaldırmışsın gibi..

pist kalabalık, herkes tango yaparken Esin hadi dansedelim dedi.. ben şaşkın bakarken piste daldı, rap ve jive yapmaya başladı..

gülme sesleri arasında fırladım ben de.. tango müziğinde bildiğimiz diğer dans figürlerini yaptık, kahkaha atarak dans ettik.. ve ne oldu biliyor musunuz.. başta hocamız olmak üzere herkes bizi alkışladı.. selam verip oturduk.. sonra da her gittiğimiz yerde ilk piste fırlayan biz olduk.. özellikle swiss otelin yazlık bahçesindeki taşlık barda açk havada latin geceleri mükemmeldi.. evlendikten sonra Esinle birkaç kez görüştük ama arkasını getiremedik, ben danstan uzaklaştım.. Eşime bazı figürler öğrettim ama cok vakit ayıramıyoruz dansa.. dans etmeyi ve o günleri çok özlüyorum..

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

niye mi buradayım.. arkadaş tavsiyesi.. paylaşılamayan zamanların telafisi.. moral depolama fırsatı.. rutinden kaçış.. yeni heyecanlar..

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

narc
gelfincik